Türkiye Cumhuriyeti'nde Siyasal Alanda Yapılan İnkılaplar

2008-04-17 11:28:00

SİYASAL ALANDA YAPILAN  ATATÜRK İNKILAPLARI

 

 

         20 nci yüzyıl pek çok bakımlardan özelliklerle doludur. İnsanlık tarihinde en büyük aşamalar bu yüzyılda gerçekleşmiştir. Bu özelliklerden en önemlilerinden biriside geçtiğimiz yüzyılın ihtilaller ve inkılaplarla yoğrulmuş olmasıdır. Aslında ihtilal ve inkılaplar dünyayı 18 nci yüzyılın sonunda sarsmaya başlamıştır. 1789 büyük Fransız ihtilalini 1830 ve 1848 ihtilalleri izlemiş, bütün bunların sonunda insanlık tarihi yepyeni bir çehre kazanmaya başlamış ve 20 nci yüzyılın temeli  atılmıştır.

20 nci yüzyıl çok büyük bir ihtilalle başlamış 1917 Bolşevik ihtilali olan bu olay dünyanın her tarafında konuşulan konu olmuştur.

         20 nci yüzyıl ikinci büyük olayı ise Türk devrimidir. Bu devrim dünya üzerindeki pek çok ulusu etkilemiş, sonuçları bu güne kadar gelmiştir.

İnsanlığın kaderi üzerinde bu denli etki yapan bu inkılap ve ihtilal kavramlarını şu şekilde izah edebiliriz.

         Bir toplumda var olan düzen eskimiş, çağın, toplumun ihtiyaçlarını karşılayamıyor ise bu düzenin zorla ve kısa sürede yıkılarak, çağdaş ilkelere, toplumun ihtiyaçlarına cevap veren ve toplumun yenileşmesine ve pekiştirici bir düzenin kurulmasına inkılap denir.

         Bu tanım Atatürk’ün inkılap tanımına aynen uymaktadır. Atatürk inkılabı; 1. Mevcut müesseseleri zorla değiştirmek 2. Türk milletini son asırlarda geri bırakmış müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medeni icablarına göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseleri koymuş olmaktır. Diye tanımlamıştır.

İnkılap çoğu kez ihtilalle karıştırılır. İhtilal inkılabın ön şartıdır. Her ihtilal inkılaba ulaşmaz, ama çağa damgasını vuran tüm inkılaplar bir ihtilal aşamasından geçerler. İhtilal kısa süreli yıkıcı ve kanlı olur, inkılap ise uzun sürelidir ve yapıcıdır. Ancak bu iki kavram birbirinin devamı niteliğindedir.

         İhtilal düzeni değiştirmek için halkın baş kaldırması anlamına gelir.

İnkılap barışçı yollardan da, silahlı olarak da gerçekleşebilir. Yani inkılabın nasıl olacağı konusunda hazır bir reçete yoktur.

        Hükümet darbesi devletin emri altındaki resmi güçlerden birinin, mevcut iktidarı ve hükümeti devirerek iktidarı ele geçirmesidir. Bu olayda toplumsal hayat hızlı olarak normal yoluna girer.

       Askeri darbeler, yönetici çevrelerin, güçlü parlamenter, demokratik örgütlerin yokluğundan ötürü kendi iç anlaşmazlıklarını çözmeye yarayan bir harekettir.

Hükümet darbeleri ile sadece iztidardaki kişileri değiştirirler.       Toplumdaki sosyal, ekonomik yapıya ilişkin değişikliği düşünmezler, oysa inkılap hareketlerinde, siyasal, toplumsal, hukuksal yapının kökten değiştirilmesi söz konusudur.

İnkılap hareketini; toplumda yıpranmış kurumları düzeltmek, kalıntılardan kurtararak yenileştirmeden ibaret, kökten değil, ağır ve evrene uygun bir değişim olan reform hareketinden de ayırmak gerekir.

     Bu hareket ihtilal ve inkılaptan yavaştır.

     Bu hareket aksayan bazı hususların yenileştirilmesidir.

     Toplumda bir sarsıntı oluşturmaz.

     Osmanlıda ıslahatta denen bu hareket iradeli bir değişme faaliyetidir.

     Islahat hareketleri daha çok askeri zorunluluk veya dış etkilerin zorlamasıyla ortaya çıkan, bir toplumu kökten değiştirmeye yönelik olmayan doğu ile batıyı uzlaştırma gayretidir.

    Atatürk inkılaplarını önceki ıslahatlardan ayıran en önemli özellik ise realist yani gerçekçi olmasıdır.

     Milletin çok büyük kitlesi, ilerici hareketleri anında derinliğine kavrayamaz çok defa tedirgin olur. Çünkü alışkanlıklar zamanla adeta kutsal bir nitelik kazanır. Gerici hareketlere karşı büyük kitle kendiliğinden harekete geçmez, onun duygularını sömürenler çıkabilir. İşte bu gibilerin kışkırtması iledir ki, ilerici adımlara karşı gericiler harekete geçerler.

     Kısaca belirtecek olursak;

     Islahat çekingen bir harekettir,

     Zikzaklı bir davranışı, uzlaşmacı bir tutumu ifade eder.

   Buna karşılık inkılap doğu dünya görüşünden, batının akılcı, laik ve milliyetçi anlayışına toptan yöneliş hareketidir. İnkılap hareketi kaçınılmaz bir gelişmenin biraz sert ve fakat çabuklaştırılmış biçimidir.

     İnkılap toplumların hastalığına bir çaredir.

    İnkılap iktidarı yenileştirme ve kuvvetlendirme gibi tarihsel bir görevi de yerine getirir.

    İnkılabın gerçekleşebilmesi için bazı şartların bir araya gelmesi zorunludur. Bu şartlar;

     Toplum yapısı eskimiş olacak.

     Toplum içinde sosyal ve iktisadi huzursuzluklar bulunacak.

     Toplumsal denge bozulacak.

Böylece düzenin değişmesi gerektiği fikri aydın kafalarda yer etmeye başlayacaktır.

     Bütün bu sebeplerin yoğunlaşması ve alınan tedbirlerin yetersiz kalması ihtimali olgunlaştıracak, basit bir sebep ihtilali patlatacak, ihtilal başarıya ulaşırsa inkılap yapılacaktır.

 

     SİYASAL ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR

 

   Siyasal alanda yapılan inkılaplar şu başlıklar altında olmuştur.

 

    a)SALTANATIN KALDIRILMASI:

 

     Yeni Türk devletinin siyasal yapısını sağlamlaştıracak ilk adım saltanatın kaldırılması olmuştur.

     Türk ulusu tarih boyunca başında bir hükümdarın bulunmasına alışmış, orta Asya Türklerinde Hakanlar, Selçuklu ve Osmanlılarda Sultan ve Padişahlar devleti idare etmişlerdir. Egemenlik kutsal kabul edilmiş, ancak bu kutsallığı sadece bir ailenin üyeleri kullanmış başkası ulusu yönetme hakkına sahip olamamıştır. Türklerin islamiyeti kabul etmesiyle birlikte bu kavram dinsel kurallarla desteklenmiş ve saltanata güç vermiştir. Hatta öyle bir hal almıştır ki padişahsız bir Türk devletinin var olabileceğini yalnız halk değil bir çok aydın bile kabul edemez duruma gelinmişti.

      Oysa Atatürk, egemenlik padişahtan alıp, halka verme işini pek dikkatli ve ihtiyalı bir şekilde çoktan gerçekleştirmişti. 23 Nisan 1920’de Türk devleti, egemenliğin ulusa ait olduğunu kabul etmişti. Ancak padişah hala daha görevde olduğu için padişah ile T.B.M.M. arasında garip bir ilişki vardı. Millet vekilleri bir yandan egemenliğin ulusa ait olduğunu söylüyor bir yandan da padişaha bağlı olduklarını belirtiyorlardı. Bu ikilem Lozan Barış görüşmelerinde İstanbul hükümetinin temsilcilerinin çağrılması ile son hadde varmış ve bu olay Mustafa Kemal’i harekete geçirerek 30 Ekim 1922 günü Osmanlı İmparatorluğunu sona erdiğini ve padişahın tarihe karıştığını belirtmiş. Ancak bu kararın T.B.M.M.’de resmileşmesi 1 Kasım 1922 tarihinde olmuştur. Böylece Türk inkılabının ilk adımı atılmıştır.

 

b)CUMHURİYETİN İLANI:

 

     Saltanatın kaldırılmasından Cumhuriyetin ilanına kadar geçen bir yıllık süre önemli siyasi olayların yaşandığı dönemdir. Bu dönemde özellikle eski rejim yanlıları Atatürk’e ve yapılan inkılaplara karşı açık cephe alamaya başladılar.

     Özellikle İstanbul da ki tutucu basın ve yandaşları Atatürk’ü güçsüz göstermeye ve hatta meclis içinde dahi onun seçilmesini engellemeye çalışanlar vardı. Misak-ı Milli sınırları içinde doğmuş olmak, göç edenlerin en az 5 yıl devamlı ikamet etmesi gibi hukuk dışı yöntemlere baş vuruyorlardı.

 

    Atatürk, yapılanacak inkılapların daha iyi yürütülmesi için T.B.M.M.’nin yenilenmesi gerektiğini düşünüyor, yeni ve dinç bir meclisle daha rahat çalışacağını belirtiyordu.

8 Nisan 1923’de yapılan seçimle “Egemenlik Ulusundur” prensibi bir kez daha ortaya atılmış ve saltanatın sona erdiği daha net bir şekilde ifade edilmiştir.

     Ancak henüz halledilemeyen ve Cumhuriyete geçişte sorun olan iki temel problem vardır.

      Birincisi devlet başkanlığı meselesi, diğeri ise devletin adı meselesidir.

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte devlet başkanı olarak artık Cumhurbaşkanı vardır, saltanat ve halifeden tamamen kurtulma yolunda önemli bir adımdır .

Devletin adı ise artık Türkiye Cumhuriyeti olarak koyulacaktır.

     Cumhuriyetin ilanından önce T.B.M.M. içinde ki karışıklıklar ve meclis içindeki siyasi çatışmalar, yeni bakanların seçilememesi sonucunda yaşanan bulanıklık Atatürk’ü 26 Ekim günü karar vermeye itmiş ve 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edilmiştir. Devletin adı Türkiye Cumhuriyeti olmuş, Atatürk Cumhurbaşkanı seçilmiş, İsmet Paşa Başbakan olmuştur.

 

C-HALİFELİĞİN KALDIRILMASI:(3 MART 1924)

 

       Cumhuriyetin ilanından sonra halifeliğin kaldırılması zorunlu idi. Halifelik, bilimsel açıdan bakıldığında dinselliğin yanında siyasal bir anlam taşıyordu.

      Saltanatın kaldırılmasından sonra şaşkına dönen tutucu çevrelerin tek dayanak noktası halifelikti. İnkılapların karşısında olanlar Halife Abdülmecid’in etrafında toplanıyorlardı ve ona bağlılıklarını ifade ediyorlardı.

     Halife Atatürk’ün tüm ikaz ve uyarılarına aldırış etmiyor ve güçlü olduğunu düşünüyordu.

    Halifeye bağlı bazı devlet adamları, Cumhuriyetin ilanına rağmen Halifeye padişahmış gibi saltanat geleneklerine uygun olarak davranıyorlardı. T.B.M.M. millet vekili Refet Paşa Halifeye cins bir at hediye ederek ona bağlılık ve hayranlığını ifade etmiştir.

     Halifeye aynı zamanda dışarıdan da destek gelmeye devam ediyordu. İngilizlerin etkisiyle Hindistan Müslümanları Halifeye bağlılıklarını bildiriyor, hatta daha ileri giderek İsmet Paşaya mektup yollayarak halifeye dokunulmamasını istiyorlardı. Bu durum ise tamamen Türkiye’nin iç işlerine karışmak anlamını taşıyordu. Bu mektup inkılap yanlılarının tepkisini çekmiş ve Atatürk’e düşündüklerini eyleme geçirme fırsatını vermiştir.

    Hem halifenin tutumu, hem de gericilerin etkinliklerinin artması üzerine 15 Şubat 1924’de Atatürk ordu komutanlarını İzmir’de topladı. Burada alınan kararla 1 Mart 1924 günü meclisin yıllık açılışında halifeliğin kaldırılması hakkında söylev veren Atatürk 3 Martta yine mecliste 429 sayılı kanunla Şer’iye ve Evkaf vekaleti ile Erkan-ı Harbiye vekaleti kaldırıldı. 430 sayılı kanunla Tevhid-i Tedrisat kanunu kabul edildi.

 

2734
0
0
Yorum Yaz