Osmanlı Devleti ile Savaşacak Anzaklara Avustralya'da Dur Di

2008-04-25 09:59:00

ANZAKLARA İLK KEZ AVUSTRALYA’DA DUR DİYEN YİĞİTLER... I. Dünya savaşı öncesinde birbirine düşman iki devletler bloğundan, İtilaf devletlerinin başını çeken İngiltere ve Fransa, bu savaş batağına sadece kendi askerlerini değil, sömürgeleri altında bulundurdukları milletlerin insanlarını da atmışlardır. I. Dünya savaşının başlama aşamalarında özellikle İngiltere, kendisine bağlı ülkelere haber göndererek onların askeri desteğini istemiş, bu halklardan insanların kimilerini kandırmış kimilerini de zorla askere almış ve bu zavallı insanları hayatlarında hiç görmedikleri, belli bir gayelerinin, hedeflerinin olmadığı yerlerde ölümüne savaştırmıştır. İngiltere'nin bu amaçla asker talep ettiği sömürgelerinden biri de hiç şüphesiz Avustralya'dır.---------------------------------------1914 yılının bu son günlerinde İngiltere'nin talebi üzerine hazırlıklara başlanmıştır. Hazırlıklar tamamlandığında toplanan askerler eğitilmek üzere Mısır'a gideceklerdir. Ama hiç beklenmedik şeyler olur bu uzak kıta topraklarında ve 1915 yılının mart ayında, Mehmetçiğin düşmana dur demesinin çok öncesinde bakın kimler dur der Avusturyalı Anzak askerlerine:-----------------------------------------Avustralya'nın keşfi sonrasında, buralara insanlar göçmen olarak gelip yerleşmeye başlamışlardır. Bu gelen kişilerin arasında Osmanlı tebaasından insanlar da vardır. Bu kişiler ile birlikte kıtanın bazı yerleri tam bir Orta Doğu devleti görünümünü alır. Özellikle Silver City şehri, içinde gezinen develeri ile konuya en iyi örnektir. Bu kentin en dikkat çeken simalarından birisi Molla Abdullah idi. Kendisi İstanbul'da Fatih Medresesinde okumuş olan Molla Abdullah için kimileri. Osmanlı padişahı II. Abdülhamit'in casusu bile demektedir.----------------------------------------Kendisi buralara ilk geldiğinde önceleri iş bulamaz, fakat sonra halkın, güvenilir et konusunda et satıcılarına güvenemediğini görünce kasaplık yapmaya başlar.Molla Abdullah'tan bir süre sonra... Devamı

Mizah-Osmanlı'nın dolmuşları faytonlar şimdikinden farklı mı

2008-04-18 14:16:00

  OSMANLI'DA FAYTON ARKASI YAZILARI EMİNİM BÖYLE OLURDU   O şimdi yeniçeri Hatalıysam : Tez kellesi vurulaTek rakibim Hazerfen Ahmet Çelebi   Rahmetli de şahlanırdıPaşa babam sağolsunAkıncısın dediler kız vermedilerMiraz değil zeametFetihlerin ustasıyım, gözlerinin hastasıyım!Faytonunda yer yoksa bana güzelim, ben at üstünde de giderim! Alırım faytonunuHakkını ver faytonun hakkını!Havan kime sultanımAlırsın kırat yaparsın sürat   Yolda hızlıyım aşkta yavaş Enderunluyum arkadaşBaba parası değil, 4 yıl sefer, 2 meydan muharebesi ve 5 akınBir sen değil üç kıta yedi iklim hastaKaftanımı atarım adalarda yatarımNallarım saf demirdir paşamın sözü emirdirNemçeliden aldım bir tutam saç, sollama yoksa yersin kırbaç...    ... Devamı

Çanakkale Savaşındaki Kadın Sniper(Keskin Nişancı)

2008-04-18 13:39:00

ÇANAKKALE SAVAŞINDAKİ SNİPER TÜRK KADINI Çanakkale Savaşında Kadının Yeri: Çanakkale Savaşlarının henüz araştırılmayı bekleyen bir çok siyasal, sosyal ve askeri yönünün daha olduğu bir gerçek. Örneğin; bu savaşların bizde belki de hiç bilinmeyen bir diğer yönü, Çanakkale'de bazı kadın Türk kadın savaşçılarının da, Mehmetçik ile birlikte çarpıştıklarıdır.  Konuyla ilgili ilk belgesel bilgilere Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde, Anzac askerlerinin Çanakkale'de siperlerde yazdıkları günlük ve mektuplarda rastlanmaktadır. Örneğin, The Age adlı Avustralya gazetesinde, 8 Eylül 1915 tarihinde şu başlıkta bir haber yer almaktadır.             Kadın bir keskin nişancı: ilk günkü çarpışmada vuruldu: J. C. Davies adlı bir asker annesine yazdığı mektupta şöyle demektedir:             Vurulduğum 18 Mayıs günü, keskin nişancı bir Türk kızı vardı. Güzel, iri yapılı ve 19-21 yaşları arasında görünüyordu. Günün uzunca bir bölümünde sürekli olarak ateş etti. Gerçi birçok adamımızı vurdu ama gün bitiminden önce Avustralyalı bir asker tarafından vurulunca, gene de üzüldüm. Ölüsünü ele geçirdiğimizde yanında bir Türk erkeğinin cesedini de bulduk. Kadının vücudunda tam 52 kurşun vardı... Bu savaş korkunçtu. Arşivlerde aynı konuyu dile getiren birkaç mektup ya da günlük daha bulunmaktadır. Gerçi bu tür haberlerin Anzak askerlerinin, zor siper koşullarında, aylarca süren çarpışmaların yıpratıcı etkisinde geliştirdikleri hayal ürünü şeyler olduğu da düşünülebilir. Ancak, Keskin nişancı Türk kadınları ve Türk kadın savaşçılarını anlatan diğer asker mektupları da incelenip, birbirleriyle karşılaştırıldığında, anlatılanların doğru olma olasılığının çok yüksek olduğu söylenebilir. Kısacası, Çanakkale Savaşlarının daha birçok yönü ve Çanakkale Savaşında kadının yeri genç araştırmacılarımızın çalışmalarını ve aydınlatılmayı beklemektedir.   ... Devamı

Caca Bey'in Kırşehir ve Türkiye Tarihindeki Yeri

2008-04-18 11:31:00

  CACA BEY      Caca Bey Kırşehir Emiri (Caca oğlu Nurettin Cebrail) Kırşehri'ne büyük hizmetler görmüş, büyük ve tarihi bir şahsiyettir. 0, adını ebedileştirmiş bir devlet adamıdır. Milli tarihimizde(Caca Bey) adıyla şöhret kazanmıştır. Ona (Caca, Cece, Cace, Çaça) da denilmektedir. Caca denilmesi dedesin Kırşehir civarında bulunan "Ceceli" aşiretine mensup olmasından ileri geldiği söylenmekte ise de (Caca) dedesinin adıdır. Caca Bey' in babası Ceceli aşiretinin beyi (Bahaddin Caca) dır. Caca Beyin 1240 tarihinde Kırşehir de doğduğu tahmin edilmektedir. Gençliği hakkında tarihlerde bilgi yoktur. Hangi okullarda okumuş, kim tarafindan yetiştirilmiş, bu da belli değildir.             Caca sözü, Caca neslinden geldiğini ifade etmektedir. Caca Bey'in Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında dünyaya geldiği anlaşılmaktadır. Doğumundan üç yıl sonra II. Keyhüsrev Moğol Kumandanı Bayçu' ya 1243 yılında Sivas civarında (Kösedağ) yapılan Savaşta yenilmiş ve Moğolların hakimiyetini tanımak zorunda kalmışti. Türk Selçuklu sülalesi resmen devam etmiş, fakat dahili idare yerli Türklerin elinde kalmıştı. Anadolu'nun bir kısmında İlhanlı hükümdarları tarafından tayin edilen umumi valiler tarafindan idare edilmekte idi. Anadolu’nun bu bozuk düzenli devirlerinde Çocuk1uğunu geçiren Cacaoğlu, büyüdüğü zaman Moğolların dikkati nazarını çekmiştir. 0 genç yaşında zekasını göstererek bir çok hizmetlerde bulunmuştur. Kısa zamanda büyükler arasına karıştı. Onun zekasını bize Mevlana Celaleddin Rumi'nin yazmış olduğu mektubundan okuyoruz.             Mevlana 0' nu bu suretle övmüştür Kırşehir'deki medresenin kitabesinde de (Allah'ın rahmetine ve affina muhtaç kul Cebrail ibni Caca) yazılıdır.             Caca Bey III. Giyaseddin Keyhüsrev zamanına düşen (1266-... Devamı

Türkiye Cumhuriyeti'nde Siyasal Alanda Yapılan İnkılaplar

2008-04-17 11:28:00

SİYASAL ALANDA YAPILAN  ATATÜRK İNKILAPLARI              20 nci yüzyıl pek çok bakımlardan özelliklerle doludur. İnsanlık tarihinde en büyük aşamalar bu yüzyılda gerçekleşmiştir. Bu özelliklerden en önemlilerinden biriside geçtiğimiz yüzyılın ihtilaller ve inkılaplarla yoğrulmuş olmasıdır. Aslında ihtilal ve inkılaplar dünyayı 18 nci yüzyılın sonunda sarsmaya başlamıştır. 1789 büyük Fransız ihtilalini 1830 ve 1848 ihtilalleri izlemiş, bütün bunların sonunda insanlık tarihi yepyeni bir çehre kazanmaya başlamış ve 20 nci yüzyılın temeli  atılmıştır. 20 nci yüzyıl çok büyük bir ihtilalle başlamış 1917 Bolşevik ihtilali olan bu olay dünyanın her tarafında konuşulan konu olmuştur.          20 nci yüzyıl ikinci büyük olayı ise Türk devrimidir. Bu devrim dünya üzerindeki pek çok ulusu etkilemiş, sonuçları bu güne kadar gelmiştir. İnsanlığın kaderi üzerinde bu denli etki yapan bu inkılap ve ihtilal kavramlarını şu şekilde izah edebiliriz.          Bir toplumda var olan düzen eskimiş, çağın, toplumun ihtiyaçlarını karşılayamıyor ise bu düzenin zorla ve kısa sürede yıkılarak, çağdaş ilkelere, toplumun ihtiyaçlarına cevap veren ve toplumun yenileşmesine ve pekiştirici bir düzenin kurulmasına inkılap denir.          Bu tanım Atatürk’ün inkılap tanımına aynen uymaktadır. Atatürk inkılabı; 1. Mevcut müesseseleri zorla değiştirmek 2. Türk milletini son asırlarda geri bırakmış müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medeni icablarına göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseleri koymuş olmaktır. Diye tanımlamıştır. İnkılap çoğu kez ihtilalle karıştırılır. İhtilal inkılabın ön şartıdır. Her ihtilal inkılaba ulaşmaz, ama çağa damgasını vuran tüm inkılaplar bir ihtilal aşamasından geçerler. İhtilal kısa süreli yıkıcı ve kanlı olur, inkılap ise uzun sürelidir v... Devamı